Ayet
'' O gün hakikat perdesi açılacak ve etekler tutuşacak ve secdeye davet edilecekler,fakat(namazı kılamayanlar,munafıklar ve riyakarlar buna) güç yetiremeyecekler.Kalem 42''
Hadis
''Kıyamet gününde Allah'ın rahmetinden en uzak kişi,emrettiğinin aksini yapan kişidir.''Deylemi de Ebu Hureyre'den''
Vecize
''Dört şeye sahip olan kişi dünyadan kaybettiklerinden dolayı üzülmesin.Emaneti muhafaza,doğru söz,güzel hılket,yemekte iffet.''Abdullah Bin Ömer

Sohbetler
11.08.2010 - Hocaefendinin Ramazan Sohbetleri
05.08.2010 - Yasin Suresinin tefsirine Devam
15.06.2010 - Mustafa AYKUL Hocafendinin Yasin Suresi Tefsiri
19.05.2010 - Mustafa AYKUL Hocaefendinin Sohbeti
11.04.2010 - Mustafa AYKUL Hocaefendinin Sohbeti


Makaleler
15.06.2010 - Kalplerin Ölümü ve Hayatı
04.07.2009 - RAMAZAN AYI VE ORUÇ
18.10.2008 - İSLAM AHLAKI 2
18.10.2008 - İSLAM AHLAKI 1
23.04.2008 - İLAHİ İRADENİN İNSANLIĞA SON HİTABI KUR'AN-I KERİM


MAKALE:
18.10.2008
/ İSLAM AHLAKI 2
İSLAM AHLAKI(2) “And olsun Allah’ın Elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.”(1). Burada uyulması istenen güzel örnek, Resulüllah(s.a.v)in Kuran yoluyla telakki ettiği güzel ahlakıdır ve Resulüllah(s.a.v)efendimiz de, Mekarimi ahlakı tamamlayıp, onu huluku azim haline getirmiştir. Cenabı Hak Kuran’ı Kerimde: “İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir…” (2) Bu Ayeti Kerimeden önce geçen beş ayette, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verilen on sekiz peygambere, hidayet edildiği, ayrıca bu peygamberlerin babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da hidayet edildiği zikredilerek, peygamberler topluluğunun tamamına işaret edildikten sonra gelen Ayeti Kerimede, “ İşte onlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Onların hidayet yoluna uy ve de ki, ben ona(davete) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece alemlere bir öğüttür.”(2).Resulüllah(s.a.v)e, o peygamberlerin hidayet yoluna uyması emredilmiştir. Burada uyulması istenen, onların Kuran’ı Kerim tarafından nesh edilen (hükümleri kaldırılan) şeriatları değildir.Çünkü, hükümleri kaldırıldıktan sora, onlar daha hidayet kaynağı olamazlar. Burada uyulması istenen, onların din yolundaki gayretleri, sebatları, sabırları ve ahlaklarıdır. Ben değerli ahlakları tamamlamak için gönderildim.(3) Her ahlakın bir üst değeri vardır. Alt değer olarak diğer peygamberlerde var olan ahlaklar yükseltilerek, üst değer-Huluku azim- olarak Resulüllah (s.a.v)efendimizle tamamlanmıştır.Her peygamberde, belirli bir ahlak öne çıkmış. Bu peygamberlerde dağınık bir halde bulunan bu ahlakların tamamı, Resulüllah(s.a.v) efendimizin mübarek şahsında, toplanmış, onun beşeriyet aynasında en mükemmel şekliyle tezahür etmiştir. Allah-u Taala, Nuh (a.s)un şükrünü, İbrahim (a.s)in dostluğunu, Musa(a.s)ın ihlasını, İsmail(a.s)ın sadakatini, Yakup ve Eyyup(a.s)ların sabrını, Davut(a.s)ın özrünü, Süleyman (a.s)ın tevazuunu, Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas (a.s)ların zühdünü ve daha bilmediğimiz nice peygamberlerin kerim ahlaklarının tamamını, Resulüllah(s.a.v) de toplamıştır. Çünkü; onlara iktida ile emr olunan Resulüllah(s.a.v), bu ahlakların tahsilinde kusur yaptığı düşünülemez. Kuran’ı Kerimde, “ Muhakkak ki sen azim bir ahlak üzeresin” Kalem/4, diye taltif edilerek, mekarimi ahlakın tamamında kusursuz olduğu, ilan edilmiştir. Bu Ayeti Kerimeyi bir kısım müfessirler; Kuranda, Allah’ın sana emrettiği ahlak üzeresin.(4) diye izah etmişlerdir. Bir gün Ayşe validemize peygamberimizin ahlakından sorulmuş. O da, siz Kuran Okurmusunuz diye sormuş. Onlar da evet deyince, O da, onun ahlakı Kuran ahlakıydı. Diye cevap vermiştir. “ (Resulüm) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (5). Ayeti Kerimesi indiğinde, Resulüllah(s.a.v),Ya rabbi ! Öfke nasıl olacak ve Cebrail’e bu nedir diye sorunca, O da, bilmiyorum rabbime sorayım demiş. Bir müddet sonra Cebrail(a.s)tekrar gelerek; “ Rabbin sana, senden irtibatını kesene gitmeni, seni mahrum ederek vermeyene vermeni, sana zulmedeni affetmeni, sana kötülük yapana ise, iyilik etmeni emrediyor.” (6). Diye cevap vermiş ve bu, kendisinde değişmez bir ahlak halini almıştır. Enes (r.a) anlatıyor: “Ben bir gün Resulüllah (s.a.v)la beraber gidiyordum. Onun üzerinde kenarları sert ve kalın bir Necran hırkası bulunuyordu. Geriden bir Arabi(köylü) yetişip, Resulüllah(s.a.v)in hırkasından şiddetle çekti. Öyle ki; bu şiddetle çekişten Resulüllah(s.a.v)in boynunun yanında hırkanın izinin meydana geldiğini gördüm. Sonra, Ya Muhammed! Yanındaki Allah’ın malından bana vermelerini emret. Dedi. Resulüllah (s.a.v) ona dönüp, sonra gülerek, ona ihsanda bulunmayı emretti.”(7) Bütün ahlaki kelimeleri topladığımızda onların hepsi dört ana tepe noktasında zirveleşir ve en mükemmel kıvamını o, hassas mizan ve ölçüde bulur. Bunlar; daha çok ilim ehlinin temayüz ettiği Hikmet. Yönetici ve hakimlerin temayüz ettikleri Adalet, Herkesin fazileti olan iffet ve devlet reisinin, hükümet, asker ve komutanların temayüz ettiği cihat ahlakı olan şecaat’tir. Bu ahlakların iyi tarafları da vardır kötü tarafları da vardır. Bu ahlakların ifrat tarafı ve tefrit tarafları kötü birer ahlaktır. Burada Şecaati izah edersek, bunun ifratı (tehevvür) gözü karalılıktır. Hesap etmeden, karını zararını düşünüp tedbir almadan, hadiseleri nasıl aşacağının şartlarını hazırlamadan, olayların üzerine gitmektir. Düşman karşısında başarısız olan komutanların ve devletlerin mağlubiyet sebeplerinin başında bu gelmektedir. Bu Şecaatin bir de tefrit tarafı vardır. O da, (cübn) korkaklıktır. Olayların üzerine imkan varken korkaklık yapıp gidememek, orduların mağlubiyetine, milletlerin dağılmasına, devletlerin yıkılıp tarih sahnesinden silinmesine sebep olmuştur. Allah-u Taala, korkaklık ve gözü karalılığı, insan hayatının normal seyrinde davam etmesi için, vaz geçilmez bir ihtiyaç olarak yaratmış, korkaklığı ortaya çıkan olaylardan kaçmak için değil, tedbir alarak, her türlü alt yapısını ve şartlarını önceden hazırlayarak onların üstesinden gelmek için, gözü karalılığı, korkaklıktan aldığı tedbir ile, hadiselerin üzerine cesaretle gidebilmek için kuluna vermiştir. Korkaklıktan gelen tedbir, gözü karalılıktan gelen cesaretle birleşince, ifrat ve tefritten uzak, haddi itidal (dengeli çizgi) noktasında şecaat denen güzel ahlak ortaya çıkar. Bu herkes için lazımdır. . İslam ümmeti, şecaatli idarecileri ve kahramanları sayesinde tarih boyunca, kendileri hür ve başları dik yaşadıkları gibi, diğer mazlum milletler için de, umut kaynağı olmaya devam ettiler. Bu yüksek hasleti kaybettikten sonra, kendilerine dahi hayırları kalmadı. Paramparça oldular. Yönetilebilir birer beylik, yutulabilir birer lokma. merhamet dilenir birer mazlum, kendi öz servetlerini yağmalayıp talan edenlere, avuç açan birer dilenci haline gelmişlerdir. Petrol sahibi İslam ülkelerine bir bakın! Batılı sömürgeciler tarafından, verimli toprakları ellerinden alınan ve kendi öz yurtlarında, onların ırgadı denecek kadar az bir ücret ile çalıştırılıp açlık sınırının altında sefilce yaşatılan Afrikalıların içler acısı durumlarına da bir bakın! Halbuki bu insanlar, kendi topraklarında batılılar için yetiştirdikleri muzu yeseler çok daha müreffeh bir hayat yaşayacakları muhakkaktır. Dünyada söz sahibi süper güçlerin ve zalim devletlerin içteki maşaları yoluyla, Müslümanların yapma hükümetleri, onlar tarafından yıkılır ve kurulur hale geldi. Kanunlar ve kararlar onların arzu ve isteklerine uygun halde çıkarılmaya başlandı. Bütün bunlar, zulüm değnekleri demokrasi adına yapıldı. İki yüz elli bin şehidimizin verildiği Çanakkale’ye bunun için geldiler. İslam ümmetinin birliğini, beraberliğini bunun için dağıttılar. Anadolu’yu bunun için işgal ettiler. Ve bu gün Irak ve Afganistan’da bunun için varlar. Bütün bunlar, şecaat denen yüce erdemin, İslam ümmetinden çekilmesinden, şahsiyetli idarecilerin tükenmesinden sonra ortaya çıktı. Kaybedilen bunca varlıkların geri alına bilmesi, yeniden hadiselere yön verecek yüksek ahlaklı şahsiyetlerin yetiştirilmesini sağlamak olacaktır. Bu İslam ümmetinin, hatta bütün bir insanlığın varlık ve yokluk, şahsiyet, hürriyet ve zillet meselesidir. Şair Ebu Azze, bedir harbinde esir olanlardan biriydi. Resulüllah(s.a.v)efendimize; fakirim, kızlarım, çoluk ve çocuğum var beni, esaret fidyesi almadan serbest bırak. Bir daha sana karşı savaşmayacağım diye söz verdi. Bunun üzerine, Resulüllah(s.a.v)efendimiz de, diğer esirlerden alınan esaret fidyesini almadan onu serbest bıraktı.. Uhut harbi olduğunda, o yine savaşa katılmış ama, Kureyiş’lilerden sadece o, esir edilmişti. Yine aynı mazeretleri ileri sürerek., Ya Muhammed ben, Uhut savaşına zorlanarak çıktım bakıma muhtaç kızlarım var. Lütfet, yine beni serbest bırak. Dedi. Peygamberimiz; senin bana evvelce verdiğin kesin söz nerede kaldı. Vallahi, bundan sonra bırakıp da, Mekke’de ellerini yanaklarına sürdürtmem ve iki kere Muhammed’i aldattım ve onunla eğlendim dedirtmem! Mü’min, bir yılanın deliğinden iki kere sokulmaz! Vur boynunu onun ey zübeyr! Diye buyurdu. Ebu Azze’nin boynunu vurdular. Onu Bedir’de affedilişi Resulüllah (s.a.v) huluku keriminden(kerim ahlakından)di. Daha önce verdiği sözde durmayıp, Uhut savaşından sonra boynunun vuruluşu ise, Resulüllah(s.a.v)in Huluku Aziminden (yüksek ahlakından)di Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayıp, neme lazımcı bir anlayışı peygamberimize mal edip, onun yüksek ahlakını ters yüz göstermeye çalışanların yüzüne bir tokat, vefakar ve fedakar Müslümanlara nasihat, sonradan gelenlere ibret olması için, Resulüllah(s.a.v) efendimizin yüksek ahlakının ne demek olduğunu anlatması açısından, Şair Ebu Azze’nin kıssasında alınacak büyük dersler vardır. Resulüllah (s.a.v) efendimizin şecaat ahlakını, Huneyn savaşındaki geri çekilmez dik duruşunu, Uhut savaşında şehit cenazelerini Medine-i Münevvere’ye götüren Ensar’a, şehitleri tekrar geri getirtip, Uhut’taki savaş meydanına defnettirmekle, canlılar şöyle dursun, şehit olanların cesetlerinin dahi, savaş meydanından geri çekilemeyeceğini göstermesini ve bu cihat ahlakını tarih ve siyer kitaplarından okumak lazımdır. Ve ahiru davana enil hamdü lillahi Rabbi-l alemin. Mustafa AYKUL www.rabbaniler.com 1)-Ahzap. 2)-Enam.89-90. 3)-İhya.3/49. 4)-Elveciz. 5)-Araf ,199. 6)-R.Beyan;3/315. 7)-Bagavi.

Bu makaleyi sizden önce 415 kişi okudu.

2005 © Sitedeki tüm materyaller ticari maksat harici herkesin kullanımına açıktır..